OKULA UYUM SÜRECİ

İyi Bir Başlangıç, İyi Sonuçlar Getirir…

Çocuklarımızın hayatlarının en önemli zamanlarını geçirecekleri evrelerden biri başlıyor, okul hayatına adım atıyorlar. Doğrusuyla yanlışıyla bildiğimiz, çevremizden duyduğumuz pek çok bilgiyle donanmış şekilde onları okula ve bizden ayrılmaya hazırlamak istiyoruz. Bu yazıda çocuklarımızın neden ebeveynlerinden ayrı kalmak istemediklerini kabaca aktarmaya ve okulun özellikle ilk günlerinde çocuklarımızı bırakırken nasıl davranacağımız konusunda yol göstermeye çalışacağız. Çünkü biliyoruz ki iyi başlangıçlar iyi sonuçlar getirir. Okul hayatına pozitif başlayan çocuklar yaşamlarının sonraki dönemlerinde de sosyal-duygusal anlamda bunun faydasını görecektir.

Bebeğini bakıcıya ya da büyükannesine bırakma konusunda hiç sıkıntı yaşamayan bir anne çocuğu 18 aylık olduktan sonra işlerin değişmeye başladığından yakınmaktadır. ‘Büyükannesinin evine yaklaştığımızda çığlık atmaya ve ağlamaya başlıyor, evin içine girmek istemiyor, kapıya koşuyor.’ diyerek çocuğuyla yaşadıklarını anlatmaktadır. Peki çocuğun böyle dramatik tepkiler vermeye başlamasının nedeni nedir? Aylardır sakin, çok uyumlu olarak tanıdığımız çocuğumuz ne oluyor da birden bizden ayrılmak istemediği için ortalığı ayağa kaldıran bir çocuk haline geliyor? Aslında bunu açıklamak basit. Çocuğunuz artık bir bebek gibi değil çocuk gibi düşünüyor. Yürümeye başladıktan sonra çocuklar artık bağımsızlıklarını ilan etmek isterler ve ebeveynlerinden fiziksel olarak uzaklaşabileceklerini fark ederler. Ama aynı zamanda duygusal olarak onlardan tamamen ayrılmaya da hazır değildirler. Bu olgunluğa erişemedikleri için ebeveynden ayrıldıkları anda çok güçlü bir şekilde anneye/babaya geri dönme isteği duyarlar.

Çocuğun doğduğu ilk andan itibaren stresini azaltmak için yanında olan bir numaralı varlık ebeveynleridir. Kendisinden çok daha büyük ve karmaşık olan dünyada ona sevgi ve bakım veren ebeveynden ayrılmak, artık güvenli alanda olmayacağını hissetmesine neden olur. Çocukların ayrılırken yaşadıkları krizin temel nedeni işte bu yeni ortama ve kişilere güvenmeme durumudur.

Okul ebeveynler için renk renk oyuncaklar ve güler yüzlü öğretmenlerle dolu sevimli bir yer gibi algılanabilir. Hatta çocuğumuzu ‘oğlum/kızım neden ağlıyorsun bak içerde bir sürü arkadaş ve oyuncak var’ diyerek teselli etmek isteyebiliriz. Ama unutmamalıyız ki çocuklarımız için öncelik okulun bu özellikleri değil okulda güvenebileceği birilerinin olup olmamasıdır. Güven ilişkisini geliştirmek kolay bir süreç değildir. Bu nedenle okula yeni başlayan çocuklarımız için oryantasyon programları düzenlenmesi gerekir.

Okula başlamak zaten başlı başına önemli bir adımdır. Bu yüzden çocuğun hayatında büyük değişimler olmaması oryantasyon sürecini kolaylaştıracaktır. Okula başladığı zaman taşınmak, yeni bir kardeş gelmesi gibi değişimler çocuğun yaşadığı gerilimi arttırır. Çocukların mizacına ve kişilik özelliklerine, sosyal durumlarına ve aile yaşantılarına göre oryantasyon sürecini nasıl geçirecekleri değişir. Bu süre kimi çocukta 2-3 gün sürerken kimi çocukta birkaç haftayı bulabilir. Ebeveynler bu sürecin özellikle duygusal zorluklarına karşı kendilerini hazırlamalıdır.

Güle Güle Zamanı
Çocuğunuzu ister kreşe ister büyükannesine bırakın, vedalar her zaman zordur. 8 – 18 aylar arasında aslında çocuğunuzda ‘nesne sürekliliği’ olarak adlandırılan – bir şey göz önünden kaybolsa da aslında var olmaya devam eder, ortadan kaybolmaz – düşüncesi gelişmiştir. Yine de çocuğunuz ortadan kaybolan nesne bir ebeveyni olduğunda geri döneceğinin garantisini almak ister. Bu yüzden onu bırakırken kesinlikle almaya geri geleceğinizi söylemeniz gerekir. Küçük yaştaki çocuğunuz onu saat 5’te almaya geleceğinizi söylediğinizde saat kavramını bilmediği için ne zaman geleceğinizi anlamayabilir. Ona saati göstermek ya da ‘saat buradan buraya geldiğinde ben seni almak için okulun kapısına geleceğim’ gibi somut bir açıklama yapmak çocuğun sizden ne kadar süre ayrı kalacağını anlamasına yardım edebilir. Eğer çocuğu okuldan almak için siz gelemeyecekseniz kesinlikle kimin onu almaya geleceğini önceden çocuğa söylemeniz gerekir. Çocuğunuz zaten onu okula bırakıp uzaklaştığınız için güven ilişkisinde hassastır. Üzerine bir de kendisini almaya gelmediğinizi düşünmesi aranızdaki ilişkiyi olumsuz etkileyebilir.

Vedalaşma evresini mümkün olduğunca kısa tutun. Eğer siz de gergin davranırsanız, son bir kez daha sarılmak için sürekli geri dönerseniz çocuğunuz da bir şeylerin yolunda olmadığını düşünür ve stresi artar. Vedayı dramatik bir tören haline getirmemekle birlikte aynı zamanda asla pas geçmeyin. Gizlice ortadan kaybolmaya çalışmayın. Kesinlikle çocuğunuza artık gitmek üzere olduğunuzu söyleyin ki onu terk edip gittiğinizi sanmasın.

‘Seni almak için işten çıktıktan sonra geleceğim, seni seviyorum’ dedikten sonra kısa bir sarılma, minik bir öpücük ya da beşlik çakma gibi küçük vedalaşma ritüelleri kullanabilirsiniz. Her gün aynı saatlerde aynı şekilde vedalaşmayı sürdürdüğünüzde çocuğunuz gidişinizi daha normal karşılayabilir.

Üzerinizdeki Baskıdan Kurtulun

Tanımadığı insanların olduğu kalabalık bir ortama girmek çocuğunuzun sizi kaybedeceğini düşünmesine neden olur. Bu nedenle hemen ortama alışması ve sizden uzaklaşması gerektiğine ilişkin düşünceleriniz varsa bunlardan kurtulmaya çalışın. Gruba ya da oyuna hemen katılması için onu zorlamayın! Sakinleşmesi için ona biraz izin verin. Çocukların da yetişkinler gibi duyguları olduğunu unutmamak gerekir. Üzüntü, korku ve kaygılarını en rahat dışa vuracakları yöntem, yeterli dil ve ifade gelişiminde olmadıkları için ağlamaktır. Ağlamak da gülmek kadar normal bir tepkidir. Çocuğunuz ağlamaya başladığında telaşa kapılmanız, bir sorun mu var diye düşünmeye başlamanız sadece kaygınızı arttırır. Ama çocuğunuz zaten yeteri kadar kaygılı ve karşısında ona kaygı değil güven veren bir ebeveyne ihtiyacı var. Eğer siz de o ağladığı için kaygı yaşamaya başlar ve gözyaşlarına boğulursanız çocuğunuz okula, siz de işinize gitmekte oldukça zorlanırsınız. Kendinizi onun ağlamasından sorumlu ya da suçlu hissetmemelisiniz

Sevgiler,
Psk. Diyar Meriç UÇAK